Adıyaman'da işlenen hakim Ali Rıza Bey cinayetinin perde arkası
ADIYAMAN (PERRE) - Şeriban ÖZÇAKMAK - Prof.
Dalyan'ın aktardığı bilgilere göre, Karacabeyli eski hâkim Ali Rıza Bey'in öldürülmesiyle başlayan süreç, yalnızca bir cinayet soruşturması olarak kalmadı; dönemin adliye yapısı, rüşvet iddiaları ve yargı mekanizmasındaki yozlaşma tartışmalarını da beraberinde getirdi.
İddiaya göre Ali Rıza Bey, gece saatlerinde bir kahvehaneden evine dönerken uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Olayın ardından yapılan incelemelerde hâkimin üzerinden 15 bin lira nakit para ile yaklaşık 2,5 kilogram külçe altın çıktığı öne sürüldü.
Dalyan, dönemin ekonomik şartları dikkate alındığında söz konusu servetin oldukça yüksek bir meblağa karşılık geldiğini belirterek, bu durumun kamuoyunda geniş yankı uyandırdığını ifade etti.
Soruşturma sürecinde bazı kişilerin "yalancı şahitlik" yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alındığı ve adliyede çeşitli usulsüz ilişkilerin bulunduğuna dair iddiaların gündeme geldiği kaydedildi.
Cinayet zanlısı olarak yargılanan Biriman köyünden Mehmet isimli kişinin ise uzun süren dava sürecinin ardından suçlu bulunarak 1939 yılında idam edildiği belirtildi.
Prof. Dr. Murat Gökhan Dalyan, olayın yalnızca bir adli vaka değil, aynı zamanda erken Cumhuriyet döneminde taşra adliyesindeki yapısal sorunları da gözler önüne seren önemli bir tarihsel örnek olduğunu ifade etti.
Dalyan'ın değerlendirmesinde, hâkimin ölümünün ardından ortaya çıkan miras tartışmalarının da uzun süre devam ettiği, aile bireyleri arasında hukuki anlaşmazlıkların yaşandığı bilgisine yer verildi.
Tarihsel belgeler ve dönemin arşiv kayıtlarına dayandırılan değerlendirmede, söz konusu olayın Adıyaman'ın yakın tarihindeki en dikkat çekici adli vakalardan biri olduğu vurgulandı.
Prof. Dr. Dalyan'ın yazısının tam hali şöyle:
"ADIYAMAN'DA BİR CİNAYETİN KANLI PERDE ARKASI: RÜŞVET, ALTIN VE İDAM!
KAZA HAKİMİNİN ÜZERİNDEN DEVASA SERVET ÇIKTI: 15 BİN LİRA VE KİLOLARCA ALTIN!
Adıyaman (Hususi) - Şehrimizde infial uyandıran Karacabeyli eski hâkim Ali Rıza Bey cinayeti, basit bir asayiş vakası olmaktan çıkarak, adliye koridorlarındaki "akçeli" münasebetleri ve rüşvet çarkını faş eden büyük bir skandala dönüşmüştür. Gece yarısı bir kahvehaneden evine dönerken uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden hâkimin ölümü, taşradaki adalet mekanizmasının ne denli karanlık ağlarla örülü olduğunu tüm çıplaklığıyla kanıtlamıştır.
Maktulün Üzerinden Çıkan Şaibeli Servet
Yapılan tahkikat neticesinde, Ali Rıza Bey'in üzerinden çıkan 15 bin lira nakit para ve 2,5 kilo külçe altın, mülki amirleri hayretler içerisinde bırakmıştır. Bir devlet memurunun maaşıyla biriktirilmesi imkânsız olan bu meblağın büyüklüğü, dönemin iktisadi şartlarıyla kıyaslandığında vahametini daha net ortaya koymaktadır. Zira bu miktar, o dönem koca bir kasabanın elektrik şebekesini kurmaya veya devasa bir nehir köprüsünün yarısını inşa etmeye yetecek büyüklüktedir. Bir memurun bu serveti biriktirmesi için tam 30 yıl boyunca hiç harcamadan çalışması gerekirken, hâkimin nakit parasıyla tam 40.000 kilo şeker alınabilmektedir. Halk arasında "Kim bilir kimlerin ocağı söndü?" dedirten bu birikimin, rüşvet ve iltimasla örülü bir "adli çarpıklığın" meyvesi olduğu iddia edilmektedir.
Yalancı Şahitler ve Kirli İş Birliği
Cinayetin ardından yürütülen derinlemesine soruşturmada, adliyenin adeta organize bir şebeke tarafından kuşatıldığı anlaşılmıştır. Şükrü, Mehmet, Abdullah ve Ömer isimli şahıslar, maktul hâkim hayattayken kurulan rüşvet çarkında "yalancı şahitlik" yaparak masumların canını yaktıkları gerekçesiyle tutuklanmışlardır. Bu şahısların, mahkemeyi yanıltmak ve sahte beyanlarla adaletin tecellisini engellemek suretiyle adliyeyi bir ticari kapıya çevirdikleri ortaya çıkmıştır.
Tetikçinin Sonu: Birimanlı Mehmet İdam Edildi
Adıyaman Müstantipliği'ni ve kamu vicdanını yıllarca meşgul eden davanın son perdesi ise kanlı bitmiştir. Hâkimi sokak ortasında vuran Biriman köyünden Mehmet isimli gencecik çocuk, yedi yıl süren muhakeme neticesinde suçlu bulunmuş ve 1939 yılında idam sehpasına gönderilmiştir. Devletin resmi otoritesini temsil eden bir cübbeye silah çekilmesi kanun nezdinde en ağır şekilde cezalandırılmış; ancak bu karar, cübbenin ceplerinden dökülen altınların yarattığı lekeyi temizlemeye yetmemiştir.
Kanlı Miras: Akrabalar Birbirine Girdi
Hâkimin bekâr ve çocuksuz olması, ardında bıraktığı bu "kanlı" mirası daha da trajik bir hale getirmiştir. Katili sehpaya giderken, maktulün Karacabey'deki kardeşleri ve yeğenleri bu devasa serveti paylaşabilmek için birbirlerine girmiş ve mahkemelik olmuşlardır. 1935 yılına ait belgeler, mirasçıların amansız bir hukuki mücadele içinde olduğunu göstermektedir. Hâkimin sağlığında rüşvetle yaktığı canların ahı, ölümünden sonra mirasçılarının birbirini yediği bu davalarda tecelli etmektedir.
Netice-i zelâm: Osmanlı'daki "kadı naiplerinin yolsuzlukları"ndan erken Cumhuriyet'teki "akçeli hâkim" vakalarına uzanan bu çizgi, yargının bağımsızlığı önündeki en büyük engeli bir kez daha ihtar etmektedir. Bu dosya, Adıyaman arşivlerinden çıkan sıradan bir haber değil; rüşvetin bir şehri ve bir hayatı nasıl zehirlediğinin 7 yıllık vesikasıdır. Adalet, hem tetikçiyi hem de yozlaşmış sistemin aktörlerini kendi karanlığında yutmuştur. Bir tarafta rüşvetle kirlenmiş bir cübbe, diğer tarafta o düzenin altında ezilip tetikçiye dönüşen bir köylü çocuğu kalmıştır. Tarih, bu somut ve acı örnekle tekerrür ettiğini bir kez daha ispatlamıştır."
Kaynak : PERRE
Haber Kaynağı : PERRE
Bu haber toplamda 11 kez okunmuştur.Yorum Ekle
E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir































































































