Reklam Alanı x Site Geneli
Kule Reklam
Kule Reklam -1
Menu
Reklam Alanı x Site Geneli

Deprem sonrası beyin 'sürekli tehlike' modunda kalabilir!

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof.

Reklam Alanı
GİRİŞ: 11 Ağustos 2025 - 16:55
Deprem sonrası beyin 'sürekli tehlike' modunda kalabilir!
Fotoğraf : BEYAZ
Reklam Alanı x Haber Detay
Haber Detay x Reklam Alanı

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem korkusu konusunu değerlendirdi.

Anlamlı bir korku faydalıdır

Korkunun aslında faydalı bir duygu olduğunu ve hayatta kalmamızı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, "Korku, tehlikelerden korunmamızı, doğru ve sağlıklı kararlar vermemizi ve kendimizi geliştirmemizi sağlar. Tanımlanmış ve anlamlı bir korku faydalıdır." dedi.

Prof. Dr. Tarhan, sağlıksız korkuların ise genellikle rasyonel olmayan, orantısız ve ölçüsüz korkular olduğunu dile getirerek, "Anlam arayışı, özgürlük arayışı, yalnızlığı giderme ihtiyacı ve ölümü açıklayamama korkusu varoluşsal korkuları oluşturur. Belirsizlik ise bunların temel nedenidir." diye konuştu.

Korkuyu yönetmenin hiç de zor olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kişinin kendi kendine başa çıkamadığı durumlarda profesyonel yardım alabileceğini söyledi.

"Olayları doğru analiz edersek, ön yargılarımızı ve zihinsel şartlanmalarımızı değiştirebilirsek, birçok korkunun temelsiz olduğu ortaya çıkar. Karar verirken korkuyu yönetebilmek çok önemlidir." Diyen Prof. Dr. Tarhan, beynin belirsizliği gidermesi durumunda korkunun yönetilebileceğini vurguladı.

Beyin sisi uzun süreli stresle ilişkili

Günümüzde sıkça duyulan "beyin sisi" kavramının uzun süreli stresle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, "Uzun süreli stres, beyinde stres hormonu olan kortizol salgılanmasına neden oluyor. Bu durum, beyindeki anlama, kavrama, algılama ve karar mekanizmalarının yavaşlamasına yol açıyor. Kişinin beyni adeta yavaş çekimde çalışıyor. Başka bir psikiyatrik problemi olmasa da sadece zihinsel yavaşlama görülüyor." dedi.

Prof. Dr. Tarhan, tükenmişlik sendromu gibi durumlarda kişinin kronik stresi yönetemediğini ve çaresizlik hissettiğini ifade ederek, "Hayattaki iş yükünü, çocuklarla ilgili sorumlulukları yönetemeyen ve sağlıklı çözümler üretemeyen kişilerde bu durum ortaya çıkıyor. Çözüm üreten kişi ise beyindeki belirsizliği gideriyor. Belirsizliği gidermek, insanın temel ihtiyaçlarından birisidir." şeklinde konuştu.

Doğum anı bebek için ilk korku deneyimi

Doğum anının bebek için ilk korku deneyimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, "Anne karnında bebek nefes almaya bile ihtiyaç duymaz, her şey hazırdır. Ancak vücuttaki mekanizma doğum sonrasına göre planlanmıştır. Doğduktan sonra çocuğun ilk duyduğu his korku, ilk verdiği tepki ise ağlamaktır. Hemen annesine sığınıp rahatlar. Bu, temel güven duygusunun geliştiği andır. 0-3 yaş arası anne veya anne yerine geçen kişinin sıcaklığının yerini hiçbir şey tutamaz." dedi.

Prof. Dr. Tarhan, perinatal psikoloji alanındaki çalışmalara da değinerek, normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin, sezaryenle doğanlara göre stres testlerinde daha az stres hormonu salgıladığını ifade ederek, "Normal doğum, hayatın ilk meşakkatidir ve çocukları psikolojik olarak daha dayanıklı kılar. Sezaryenle doğan çocuklarda daha çok stres hormonu oluyor." diye ekledi.

Korku, insan için bir kamçıdır

Yaşanan olumsuz hayat olaylarının "geliştiren travma" olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, "Travma sonrası büyüme ölçekleriyle bunu ölçüyoruz. Kişi bu travmadan bir şeyler öğrenerek çıktı mı? Travma sonrası büyümede yeni ihtimaller ortaya çıkar, kişi insan ilişkilerini gözden geçirir, kişisel güçlerini fark eder. Gücünün yetmediği şeylerde radikal kabullenme yöntemini kullanır. Bu, korkunun bir kazanıma dönüşmesidir. Korku, insan için bir kamçıdır, insanı harekete geçiren ve yeni keşif alanları sunan bir duygudur. Korkudan korkmak yerine korkuyu yönetmek önemlidir." şeklinde konuştu.

Çocukluk çağı travmaları bugünkü korkuların önemli bir nedeni

Çocukluk çağı travmalarının bugünkü korkularımızda önemli bir etken olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukluk çağı travmaları bugünkü korkularımızın önemli bir nedenidir. Tüylü nesnelerden korkan bir kişiyi incelediğimizde, bu korkunun kökeninin genellikle çocukluk döneminde tüylü bir varlıkla (veya nesneyle) ilgili yaşadığı olumsuz bir deneyime dayandığını görürüz. Kişi bu olayı bilinçli olarak unutmuş olabilir, ancak bu deneyim genel bir tüy veya tüylü nesne korkusu olarak devam edebilir. Bu tür korkuların ve altında yatan travmaların ele alınması, kişinin ruhsal sağlığı ve gelişimi açısından büyük önem taşır. Ancak unutulmamalıdır ki, çocuklukta yaşanan travmaların 'ömür boyu bende kalacak' şeklinde bir kader olduğu düşünülmemelidir. Çünkü bu tür etkiler genetik değil, epigenetiktir; yani çevresel faktörlerle değişebilir ve iyileştirilebilir.” dedi.

Deprem korkusu (sismofobi) yönetilemediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor

Prof. Dr. Tarhan, deprem korkusunun (sismofobi) ve sonrasında gelişebilen akut stres bozukluğunun doğal tepkiler olduğunu ancak yönetilemediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü kaydederek, "Kişi zihinsel olarak kendisini bu konuda eğitirse, tıpkı yangın eğitimi almış birinin ne yapacağını bilmesi gibi, panik minimize olur. Çoğu kayıp, afetten değil panikten kaynaklanır." ifadelerini kullandı.

Japonya'da 4-6 yaş arası çocuklara verilen afet eğitimlerinin etkinliğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, "Bu eğitimler sonraki yaşlarda daha zor öğreniliyor. Deprem çantası hazırlamak önemli ama asıl mesele o anda ne yapılacağını bilmek. 'Aman deprem konuşmayalım, çocuğun ruh sağlığı bozulur' demek yerine, okul öncesi dahil çocuklarla 'Deprem olursa ne yapacağız?' senaryoları konuşulmalı, evde pratik yapılmalı. Kişi ne olacağını bildiğinde korkusu orantısız olmaktan çıkar. Korku doğal bir duygu. Tabii ki korkacağız. Ama zihinsel hazırlık çok önemli.” şeklinde konuştu.

Bazı kişiler devamlı tehdit var, tehlike var diye yaşıyor

Deprem anında beyinde sempatik sinir sisteminin aşırı aktive olduğunu (göz bebeklerinde büyüme, kas gerilmesi, tansiyon yükselmesi), ancak tehlike geçtikten sonra parasempatik sistemin devreye girerek rahatlama sağlaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:

“Bazı kişilerde parasempatik sinir sistemi devreye girmiyor. Devamlı tehdit var, tehlike var diye yaşıyor. Travmatik bir olay karşısında, eğer korkunun kaynağı belirsizse, kişide ilk tepki genellikle inkar veya reddetme şeklinde ortaya çıkıyor. Ancak korku, deprem gibi somut ve inkar edilemeyecek bir kaynağa dayanıyorsa, ikinci bir tepki olarak kişi olayla ilgili depresif bir ruh haline girebiliyor. Bu durum, bazı kişilerde öfke patlamaları, bazılarında ise içe kapanma şeklinde kendini gösterebiliyor. Ardından, bazı bireylerde 'savaş, kaç ya da donakal' tepkileri gözlemlenebiliyor. Bazı kişilerde geçici olarak dil tutulması görülebiliyor veya panikle pencereden atlama gibi davranışlar sergilenebiliyor. Tüm bunlar, akut stres durumunda ortaya çıkan tipik tepkilerdir ve bu tepkilerin birkaç saat veya birkaç gün içinde düzelmesi beklenir. Ancak, bu durum kişinin uyku düzenini bozuyor, kişi vaktinin büyük çoğunu (örneğin, bir saatin 50 dakikasını) depremi düşünerek geçiriyorsa veya 'flashback' olarak adlandırılan, olayı yeniden yaşantılama durumları sıkça görülüyorsa (yani olayın her an yeniden olacağı hissine kapılıyorsa), eve girememek, sürekli diken üstünde oturmak, 'hipervijilans' denilen aşırı tetikte olma hali gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa, hatta kişi uyumaktan korkar hale geliyorsa, durum ciddiyet kazanmış demektir."

Bazı kişiler korkuyu 'mumyalaştırarak' hayatlarında sürekli canlı tutar

Yoğun korkunun, adeta beyindeki 'programı' bozabildiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, şunları dile getirdi:

“Eğer bu durum günlük yaşam aktivitelerini etkilemiyorsa, özellikle ilk bir ay içinde (bazı görüşlere göre ise 8 haftaya kadar) hastalık olarak kabul edilmez. Bu süreçte genellikle ilaç tedavisi gerekmez; aksine, bu stresin bir ölçüde yaşanması ve işlenmesi beklenir. Hatta bu stres, kişinin yeni bakış açıları kazanması, farklı düşünmesi, olaylara yeni anlamlar yüklemesi, derin analizler yapması ve küçük ayrıntıları fark ederek kendini geliştirmesi için bir fırsata dönüşebilir. Kişinin olaya olumlu ya da olumsuz yaklaşımı ve anlamlandırma biçimi, bu sürecin seyrini belirler. Genellikle bu durum, 6-8 hafta içinde çözülür ve kişi normal hayatına döner. Bu süreçte sağlıklı olan, korkuyu 'minyatürize etmek', yani küçülterek yönetmektir. Ancak bazı kişiler korkuyu minyatürize edemez, aksine 'mumyalaştırarak' hayatlarında sürekli canlı tutarlar. Bu kişilerde durum, nesnesi belirsiz bir obsesyondan ziyade, kaynağı belli bir korkuya işaret eder ve bu da genellikle kaçınma davranışlarına yol açar. Sürekli düşünce tekrarları görülür; bu durum daha çok 'rüminasyon' şeklinde, negatif veya bazen pozitif içerikli olabilir. Kişi sürekli aynı konuyu düşünür. Obsesyonda kişi düşüncelerinin saçma olduğunun farkındadır, ancak rüminasyonda düşüncelerine inanarak onları sürekli zihninde döndürür. O beyni çok yoran bir şeydir. Bu tür tepkilerin 6-8 hafta kadar sürmesi doğaldır. Bu sürenin sonunda kişinin travma sonrası büyüme kazanımlarıyla hayatına devam etmesi beklenir. Eğer bu başarılamazsa, uzman yardımı almak gerekir."

İstanbul'un "çılgın projesi" kentsel dönüşüm olmalı

İstanbul'un "çılgın projesinin" öncelikle kentsel dönüşüm olması gerektiğini savunan Prof. Dr. Tarhan, "Şu an binaların yaklaşık yüzde 70'i 2000 öncesi yapılar ve yüksek risk taşıma potansiyeline sahip. Bu konuda liderlik ve ciddi bir gelecek projeksiyonu şart." şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Tarhan, deprem konusunda farklı uzman görüşlerinin "felaketleştirenler" ve "tehlike atlatıldı diyenler" şeklinde insanları şaşırttığını ve bilgi kirliliğine yol açtığını belirterek, "Uzmanların kendi aralarında oturup çözüm üretmesi gerekirken, herkes farklı bir şey söylüyor. Rasyonel hareket etmek ve düşünmek gerekiyor." dedi.

Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz

Toplumun zamanla travmaları unutma eğiliminde olduğunu (6 Şubat depremleri gibi) ifade eden Prof. Dr. Tarhan, "Korkuyu yok saymak yerine 'minyatürize edip' toplumun devamlılığını sağlamak gerekiyor. 'Yarın 7.4 olabilir' gibi söylemler korkuyu 'mumyalaştırmaktır' ve bu korkuyla yaşanmaz. Bir odada yılan varken onunla yaşamaya alışılmaz. Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz. Yöneticilerin işi ciddiye alıp plan yaptıklarını görmek, örneğin Şehircilik Bakanlığı'nın bina tespit çalışmaları gibi adımlar, insanlarda güven duygusunu artırır, panik davranışını minimize eder ve gelecekle ilgili belirsizliği giderir." diye konuştu.

Deprem korkusu adli ve psikiyatrik vakalarda artışa neden olabiliyor

Deprem korkusunun adli ve psikiyatrik vakalarda artışa neden olabileceğini, toplumdaki temel güven duygusunu zedeleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, "Güven duygusu olursa, insan 'bunun çözümü vardır' diyerek sorunları daha rahat aşar." dedi.

Başa çıkma yöntemlerinden ilkinin pozitif psikoloji olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, "Bu yaklaşım, olayları olumlamak ve onlara anlam yükleyebilmek üzerine kuruludur. Her olayın bir tehdit, bir de fırsat boyutu vardır. Tehdit boyutunu görüp fırsat boyutuna odaklanmak, gerçekleri kabul edip hedef belirlemek ve strateji geliştirmek korkuyu en güzel yönetme biçimidir. Buna ‘radikal kabullenme’ diyoruz; kabullenip onu bir fırsata dönüştürmek." diye açıkladı.

Hepimizin gücünün yettiği ve yetmediği şeyler var

İkinci önemli yöntemin dini başa çıkma olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, "Hepimizin gücünün yettiği ve yetmediği şeyler var. Böyle durumlarda kişinin zihinsel bir sığınağa ihtiyacı olur: Büyük bir anlamın, bir değerin, bir yaratıcının parçası olmak. Evrendeki olayların tesadüfen olmadığını, bir geminin kaptanı olduğu gibi dünyanın da bir sahibi olduğuna inanmak, insanın gücünün yetmediği yerde bu yöntemleri kullanarak rahatlamasını sağlar. Empati, vicdan duygusunun bir ürünüdür. Vicdan duygusu olmayan kimse empati yapamaz. Bencil kişilerde vicdan duygusu körelir. Deprem gibi olaylarda dini başa çıkma yöntemini kullanan kişiler bu konuda bazen aşırı fedakar olabiliyorlar. Aşırı orantısız tepkiler de olabiliyor. Stres altında soğukkanlı kalma konusunda kendini eğitmiş kişiler bu olaylarda liderlik yapıyorlar. Aileyi de yatıştırıyorlar, çevreyi de yatıştırıyorlar. Biraz zihinsel olarak, emek vermek gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Haber Kaynağı : BEYAZ

Bu haber toplamda 46 kez okunmuştur.
Haber Detay x Reklam Alanı
BENZER HABERLER
Haber Detay x Reklam Alanı

Yorum Ekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir

Haber Detay x Reklam Alanı
Haber Detay x Reklam Alanı
PUAN DURUMU
O AV P
1 Galatasaray Galatasaray 13 28 32
2 Fenerbahçe Fenerbahçe 13 30 31
3 Trabzonspor Trabzonspor 14 25 31
4 Samsunspor Samsunspor 13 19 24
5 Göztepe Göztepe 13 15 23
6 Gaziantep FK Gaziantep FK 14 21 22
7 Beşiktaş Beşiktaş 13 22 21
8 Kocaelispor Kocaelispor 14 12 18
Tamamını Göster
15 Eyüpspor Eyüpspor 14 9 12
16 Kayserispor Kayserispor 14 14 12
17 Gençlerbirliği Gençlerbirliği 14 14 11
18 Karagümrük Karagümrük 13 13 8
O AV P
1 Pendikspor Pendikspor 15 29 32
2 Amed Sportif Amed Sportif 15 33 29
3 Esenler Erokspor Esenler Erokspor 15 35 28
4 Bodrum FK Bodrum FK 14 32 27
5 Erzurumspor Erzurumspor 15 28 26
6 Arca Çorum FK Arca Çorum FK 14 23 25
7 Iğdır FK Iğdır FK 15 23 25
8 Serik Belediyespor Serik Belediyespor 15 20 25
Tamamını Göster
17 Manisa FK Manisa FK 15 21 13
18 Sarıyer Sarıyer 14 12 11
19 Hatayspor Hatayspor 14 12 4
20 A.Demirspor A.Demirspor 14 8 -17
O AV P
1 Arsenal Arsenal 12 24 29
2 M.City M.City 13 27 25
3 Chelsea Chelsea 12 23 23
4 Sunderland Sunderland 13 17 22
5 Aston Villa Aston Villa 12 15 21
6 C.Palace C.Palace 12 16 20
7 Brighton Brighton 12 19 19
8 Brentford Brentford 13 21 19
Tamamını Göster
17 West Ham United West Ham United 12 15 11
18 Leeds United Leeds United 13 13 11
19 Burnley Burnley 13 15 10
20 Wolves Wolves 12 7 2
O AV P
1 Bayern Munih Bayern Munih 12 44 34
2 RB Leipzig RB Leipzig 12 22 26
3 B. Dortmund B. Dortmund 12 21 25
4 Leverkusen Leverkusen 12 28 23
5 Hoffenheim Hoffenheim 12 25 23
6 VfB Stuttgart VfB Stuttgart 11 20 22
7 E. Frankfurt E. Frankfurt 11 27 20
8 Werder Bremen Werder Bremen 12 16 16
Tamamını Göster
15 Wolfsburg Wolfsburg 11 13 8
16 FC Heidenheim FC Heidenheim 12 10 8
17 St. Pauli St. Pauli 12 10 7
18 Mainz 05 Mainz 05 11 11 6
O AV P
1 Barcelona Barcelona 14 39 34
2 Real Madrid Real Madrid 13 28 32
3 Atletico Madrid Atletico Madrid 14 27 31
4 Villarreal Villarreal 13 26 29
5 Real Betis Real Betis 13 20 21
6 Espanyol Espanyol 13 17 21
7 Getafe Getafe 14 13 20
8 Athletic Bilbao Athletic Bilbao 14 14 20
Tamamını Göster
17 Osasuna Osasuna 14 12 12
18 Girona Girona 13 12 11
19 Levante Levante 14 16 9
20 Real Oviedo Real Oviedo 14 7 9
O AV P
1 AC Milan AC Milan 13 19 28
2 Roma Roma 12 15 27
3 SSC Napoli SSC Napoli 12 19 25
4 Inter Inter 12 26 24
5 Bologna Bologna 12 21 24
6 Como Como 13 19 24
7 Juventus Juventus 13 17 23
8 Lazio Lazio 13 15 18
Tamamını Göster
17 Pisa Pisa 12 10 10
18 Lecce Lecce 12 8 10
19 Fiorentina Fiorentina 12 10 6
20 Verona Verona 13 8 6
O AV P
1 PSG PSG 14 27 30
2 Marsilya Marsilya 14 33 28
3 Lens Lens 13 22 28
4 Rennes Rennes 14 24 24
5 Lille Lille 13 27 23
6 AS Monaco AS Monaco 14 26 23
7 Strasbourg Strasbourg 13 24 22
8 Lyon Lyon 13 18 21
Tamamını Göster
15 Nantes Nantes 13 12 11
16 Lorient Lorient 13 15 11
17 Metz Metz 14 14 11
18 Auxerre Auxerre 14 8 9
O AV P
1 PSV Eindhoven PSV Eindhoven 13 41 34
2 Feyenoord Feyenoord 13 33 28
3 Alkmaar Alkmaar 13 26 24
4 NEC Nijmegen NEC Nijmegen 14 35 24
5 FC Utrecht FC Utrecht 13 23 20
6 Ajax Ajax 13 23 20
7 FC Groningen FC Groningen 13 19 20
8 Fortuna Sittard Fortuna Sittard 14 20 18
Tamamını Göster
15 FC Volendam FC Volendam 13 17 14
16 Heracles Heracles 14 22 13
17 NAC Breda NAC Breda 14 15 12
18 Telstar Telstar 13 15 10
Reklam Alanı x Site Geneli
Reklam Alanı x Site Geneli